10 Aktif Dinleme

Aktif dinleme nedir?

Altmışlı yıllardan beri terapistlerin söyleşi becerilerine daha fazla odaklanılmaktadır. Aktif dinleme becerilerine sahip olma şimdilerde daha fazla önemsenmektedir. Aktif dinleme ile ilgili iletişim teknikleri sözel becerilerin yani sıra beden dili gibi sözel olmayan becerileri (örneğin göz teması, hareketler, mesafe vb.) de kapsar. Empati göstermek oldukça önemlidir. Örneğin Bjørndal (2011), alanda empatinin önemini kanıtlayan profesyonel danışmanlık araştırmalarından gelen çok sayıda deneysel kanıtlar olduğunu iddia eden Clark (2007)’tan bahsetmektedir. Carson and Birkeland (2009: 126) aktif dinlemenin her turlu mentörlük yaklaşımının bir parçası olabileceğine inanmaktadır.

Aktif dinleme ile ilgili konuşma teknikleri

Mentör aktif dinleyici olabilmek için danışanın ne söylediğini anlamaya odaklanmalıdır. Mentör danışan ile aynı noktada bulunmak için caba göstermelidir. Literatürden seçtiğimiz mentörler için faydalı olabilecek aktif dinleme tekniklerinden bazı örnekler şöyledir:

Açımlama

Açımlama, mentör olarak danışanın söylediklerini kendi kelimelerinizle tekrar etmeye çalışmayı gerektirir. Bu genellikle danışanın konuyu daha fazla açmasını sağlar. Amaç danışanı argümanlarını daha açık hale getirmesi ve yasadığı kişisel zorluklarla ilgili bir fıkır edinmesi için motive etmektir. Bu teknik ayrıca danışana mentörün anlattıklarını dikkatle dinlediğini gösterir.

Aktif dinlemede çeşitli açımlama türleri mevcuttur. Temel strateji danışanın anlattıkları hakkında anahtar kelimeleri tekrar etmektedir. Örneğin danışanın söylediği son kelime ya da başka ilginç bir kelime söylenebilir. Bu sorgulama seklinde de olabilir. Örneğin danışan “Bu bakış açısına göre değişir” dediğinde, mentör sorgulayıcı bir tonla “bakış açısı” kısmını tekrarlayabilir. Bu yolla mentör danışanı dikkatle dinlediğini gösterir. Ayrıca danışan yansıtma surecine devam etmek için de teşvik edilmiş olur.

Özetleme, aç imlama ile benzer bir yöntemdir. Her iki yöntem de danışanın ne söyletildiğini tekrar etmeyi içerir. Ancak özetleme daha uzun bir sureci kapsar. Özette, mentör kendi kelimeleri ile konuşmanın içeriğinin kısa bir versiyonunu oluşturur. Aşağıda örnek olarak bazı bilindik formüller yer almaktadır:

  • “diyorsun ki…”
  • “… derken seni doğru mu anladım?”

Lauvås ve Handal (2000) açımlamanın mentörlük konuşmalarında en önemli konuşma becerisi olduğunu iddia etmektedir. Buna rağmen çok az mentör bu beceriye sahiptir. Lauvås and Handal (2000), Geldard (1989)’ın açımlamayı danışanın söylediklerinden önemli detayları çıkarma ve bunları daha açık bir şekilde ifade etme girişimi olarak tanımladığına işaret etmektedir. Mentör danışanın ifadelerinden önemli unsurları seçmeye çalışır. Altı çizilen bu unsurlar danışana daha sonraki yansıtma surecinde yardımcı olabilir (Geldard 1989:25).

Lauvås and Handal (2000), bu tanımı çıkış noktası olarak kullanarak, açımlamanın gerçekte tekrarlama ile ilgili olmadığını, aksine söyleneni anlama ve yorumlama ile ilgili olduğunu öne sürmektedir. Örneğin, danışan süreç içerisinde konuşmanın aksini kaçırdığında, O’na yerinde bir tekrar sunmak uygun olabilir. Buna rağmen tekrar, rahatsızlık verici olabilir ve konuşmanın gelişimini durdurabilir. Tersine, eğer yorum danışanın söylediğine yeterince yakın değilse, bu da kafa karışıklığına yol açabilir. Açımlamanın amacı, danışanın yansıtma surecine devam etmesi için desteklemektir. Açımlama, danışan tarafından söylenenlerin özünü devam ettirme olarak algılandığı zaman başarılı olur. Wheeler and Birtle (1993:33-34) açımlamanın 3 amacı olduğundan bahsetmektedir:

  • Danışana, mentörün kurdukları iletişime dikkatini verdiğini ve bu iletişimin önemini anladığını göstermek.
  • Danışana mentörün konuşmadan anladıklarını düzeltme fırsatı vermek.
  • Konuyu daha fazla açmak, detaylandırmak.

Bilinen güçlüklerden birisi de danışanı konuşturmaktır. Danışan düşüncelerini formüle etmeye çalışırken, dikkatle dinlemek oldukça önemlidir. Açımlamada, danışanın fikirlerini netleştirmesi için O’na yardım etmek gerekir. Örneğin danışan “Bunu daha fazla açıklayamıyorum” dediği zaman açımlama yapmak uygun olabilir. Danışan kendine güvende hissetmiyor olabilir yahut net olmayan düşüncelerini ifade etmekten utanabilir. Mentör kolaylıkla öğüt vermeye başlayabilir. Halbuki danışanların çoğu düşüncelerini organize etmek için yardıma ihtiyaç duyar (Lauvås and Handal 2000).

Açık sorular

Sorular, sözel bir eylem olarak güçlü bir araç olabilir. Bir çok insan için sorulan bir soruyu yanıtlamamak oldukça güçtür. Böylece soru sormak konuşmayı kontrol etmek için güçlü bir araç olarak görülebilir. Aktif dinlemede, kapalı sorulardansa açık sorular önerilmektedir. “Buraya nasıl geldin?” sorusu açık sorulara örnek teşkil ederken, kapalı sorulara örnek olarak da “Buraya otobüsle mi geldin?” sorusu verilebilir.

Yeni bir konuya dahil olurken, konunun neler gerektirdiği ile ilgili tahminde bulunmak kolaydır. Bir kimse bu tahminleri teyit etmek yahut çürütmek için sorular sormaya başlar. Kapalı soruların pek tavsiye edilmemesinin bir çok nedeni vardır. Kapalı sorulara genellikle kısa cevaplar verilir. İstenen bilgileri edinmek için soru sormaya devam edilmelidir. Bu da süreyi uzatır. Ayrıca, mentör konuşmanın konusunu ve yönünü tanımlayacaktır. Böylece kendi bakış açısından neyin önemli ve alakalı olduğuna karar verir (Lauvås and Handal 2000).

Diğer taraftan, açık sorular sorarak danışan yansıtma için cesaretlendirilir. Örneğin;

  • “Bunu biraz daha açıklar misin/Bunu detaylandırabilir misin?”,
  • “Söylediğine göre (…) bunun hakkında biraz daha konuşabilir miyiz?”,
  • “(…)derken ne demek istedin?”, “(…)’yı tanımlarken ne demek istediğini anlamadım”,
  • “Bunu tekrarlayabilir misin?”,
  • “Bunun avantajları ve dezavantajları nelerdir?” (Bununla ilgili daha fazla bilgi için “Sorular” kısmına bakınız)

Açık sorular danışanı daha fazla bilgi vermesi için teşvik eder. Örneğin bazı sorular, açıklayıcı bir girişin ardından sorulabilir: “Notlarında yazdıklarını biraz daha anlatabilir misin?” Bu yine de bütün açık soruların iyi ve bütün kapalı soruların kotu olduğu anlamına gelmez. Sorular duruma göre uyarlanmalıdır. Bazı durumlarda, kapalı sorular açık sorulardan daha çok ise yarayabilir.

Lauvås and Handal (2000) mentörlük bağlamında önem taşıyan 3 farklı açık soru türünden bahsetmektedir:

  • Tamamlayıcı sorular – Bu sorular kavramları detaylandırmak için kullanılır.
  • Konuyu değiştirmek için sorulan sorular – Bu sorular tartışmayı yeni bir tartışma konusu ile genişletmek için gereklidir.
  • Kabul edilen sorular – Öğüt verdikten veya öneri sunduktan sonra mentör inisiyatifi danışana geri vermelidir. Bunu yapmanın bir yolu bu soruları kullanmaktır: “Bununla ilgili ne düşünüyorsun?” Bu tarz sorular açık ve nötr (yönlendirici olmayan) sorulardır.

Sorular bazen çeşitli sebeplerden işlevsiz olabilirler. Örneğin;

  • Bir cümlede ya da bir ifadede iki soru sorarız.
  • Dolambaçlı sorular sorarız.
  • Sormak yerine yorum yaparız.
  • Önyargılı oluruz (taraf tutarız).
  • Karmaşık sorular sorarız (Lauvås and Handal 2000).

Lauvås and Handal çok fazla soru sormamanın önemine dikkat çekmektedir. Bu bir çeşit sorguya bezeyen bir konuşma yaratır. Böylece danışan zorlanabilir ve sonuç olarak daha az konuşabilir. Danışan konuşmanın inisiyatifini almak yerine konuşmak için yeni sorular bekleyecektir. Bu iletişim yapısı danışanın kendi ilgileri ile ilgili konularda konuşma becerisinin önüne geçer. Bunun yerine danışan konuşmayı yönlendirmek için teşvik edilmelidir.

Mentörlük literatüründe, Neden-soruları genellikle önerilmez. Bu tarz sorular, hemen suçlama olarak yorumlanabilir, örneğin bir kimsenin yanlış bir şeyler yaptığı izlenimi verebilir. Bu durumda danışan savunmacı bir tavır alabilir. Ayrıca birçok öğrencinin deneyimi, öğretmenlerin cevap yanlış olduğu zamanlarda neden sorusu sorması ve öğrenciyi tekrar denemesi için yönlendirmesi şeklindedir (Lauvås and Handal, 2000). Bunun yerine sorulara kim, ne, ne zaman, nerede ve hangi soru kelimeleri ile başlanmalıdır.

Sözel olmayan iletişim yoluyla destek

Kişiler arası iletişimde göz teması her zaman önemlidir

Kişiler arası iletişimde göz teması her zaman önemlidir

Geldard (1989) temel bir konuşma becerisi olarak “özenli olmanın” önemini vurgulamaktadır. Danışan mentörün konuşma ile ilgilendiğini hissetmelidir. Bu teknik bir beceri olmaktan çok doğru tutuma sahip olma sorusudur. Aşağıda danışana karşı özenli olmakla ilgili bir takım özelliklerden bahsedilmektedir. Bu özellikler bazen minimum yanıtlar ve genellikle bireyin beden dili ile ilgilidir.

Örnek olarak; “evet”, “tamam”, “hımm” gibi kelimeler kullanmak ya da basını sağlamak olabilir. Bu tarz minimum tepkilerle mentör danışanın anlattıklarıyla ilgilendiğini gösterir. Buna rağmen bu tepkiler çok fazla kullanıldığında danışan mentörün özenli olmaya çalıştığından şüphe duyabilir ve rol yaptığını düşünebilir. Aşırı vurgulama konuşmayı tekrara düşmüş gibi gösterebilir. Odak kolaylıkla konuşmanın daha teknik yönlerine kayabilir. Göz teması bir diğer asgari tepkidir. Göz teması olmaksızın, iki kişi arasındaki konuşma sağlıklı değildir. Ayni zamanda, konuşma sırasında karşıdaki kişiye sabit bakmak da olumsuz bir etki bırakır. Kişi, karşısındaki kişiye çok fazla dikkat gösteren, davetsiz ve istilacı olarak ve algılanabilir (Lauvås and Handal, 2000).

Yanıstma

Yansıtma mentörün danışanın duygularını tanımlamak için yorumladığı zaman gerçekleşir:

  • “Sesin çok üzgün geliyor, bir şey mi oldu?
  • “Başarından duyduğun gurur söylediklerinden anlaşılıyor!”

Yansıtma terapilerde kullanılan önemli bir konuşma tekniğidir. Tanınmış psikolog Carl Rogers bir terapistin rol model olarak iyi davranışlar göstermesi gerektiğini düşünmektedir. Bir video sunusunda, danışanı ile ilişkisini su şekilde tanımlamaktadır: “Eğer danışan benim tarafımdan anlaşılırsa, kendini daha iyi anlayacaktır. ”, “Eğer danışan benim gerçekliğimi (otantikliğimi) hissederse, kendi gerçekliğini (otantikliğini) de hissedecektir”.

 

Aktif dinlemenin tarihsel arka planı

Carl Rogers

Carl Rogers

Tarihsel olarak, aktif dinleme Carl Rogers ile ilişkilendirilir. Rogers danışan-merkezli terapiyi kurmuştur (ayrıca kişi-merkezli olarak da bilinir). Bu terapi sekli, mentörlük anlamında iyi bildiğimiz bir alan olarak psikolojide çok etkilidir. Danışan-merkezli terapi deterministtik yaklaşımlardan hem davranışçılığahem de psikanalize karşı ortaya çıkmıştır. Hümanistik yaklaşımda, Rogers insanoğlunu özgür iradesi olan bir obje olarak görür. “Davranışçı düşünce ekolu” keskin bir tezatla, terapistin farklı ödüllendirme tekniklerini kullanarak insan davranışlarını yönlendirmesi gerektiğini savunur. Bu yaklaşım belki de en iyi şekilde davranışçılığın kurucusu John B. Watson [wikipedia link]’in unlu sözü ile örneklendirilir: “bana bir düzine bebek ve onları istediğim gibi yetiştirebileceğim bir dünya verin, soyu-sopu, yetenekleri, eğilimleri, becerileri, vs. ne olursa olsun, ondan istediğim şeyi yaratayım: bir doktor, avukat, tüccar, hatta bir hırsız, bir katil.”

Psikanalizde, hastanın yansıtmaları üzerinde durulur fakat bu yapılırken insanoğlunun içgüdüleri tarafından tahrik edildiği varsayılır. Terapist ya da psikanalist yorumsal çerçeveyi bilen ve hastanın sorunlarının arkasında yatan gerçek nedenleri belirleyebilen kişidir. Problemler genellikle çocuklukta yaşananlardan kaynaklanır.

Diğer taraftan, danışan- merkezli terapi, insanoğlunun olumlu yönde gelişen doğal bir eğilime sahip olduğu fikrine dayanır. Böylece terapi doğuştan gelen yetenekleri açığa çıkarmak için gerekli şartları oluşturmalıdır. Terapistin rolü, belirli tavsiyeler vermeden, büyüme için iyi şartlar oluşturan bir bahçıvana benzer.

Kişisel gelişim için en iyi şartları danışanı kendi hayatı üzerine bir uzman olarak kabul ettiğimiz zaman buluruz. Danışan kendi kendine yardım ederek tedavisinde esas role sahip olmalıdır. Rogers’a göre, bunun anlamı terapistin oturumda çok fazla kontrol sahibi olamayacağı anlamına gelir. Ayni bahçıvanın büyüme için iyi bir ortam oluşturması gibi, terapist de danışanını iyi bir konuşma ortamı oluşturarak güçlendirir. Bu bağlamda, Rogers terapistin aşağıdaki üç niteliği uygulaması gerektiğinden bahseder:

İçtenlik

Öncelikle terapist içten ve uyumlu olmalıdır. Danışanla konuşurken profesyonelliğin arkasına saklanmayıp, kendi olmak önemlidir. Terapistin danışana söyledikleri düşündükleri ile uyumlu olmalıdır. Bir video röportajında, Rogers bu tur ortamlarda, içten olmanın tümüyle mümkün olup olmadığını sorar. Fakat önemli olan iletişim anında deneyimlenenlerdir. Rogers danışan ile ilgilenirken şeffaf olmanın önemini vurgular. Eğer danışana karşı negatif duygular görünürse, bunu saklamaya çalışmaktansa açıklamak daha iyidir.

Koşulsuz olumlu saygı

Carl Rogers Hristiyanlığın temel değerleri esinlenilmiştir

Carl Rogers Hristiyanlığın temel değerleri esinlenilmiştir

İkinci olarak, terapist danışanına koşulsuz olumlu saygı göstermelidir. Terapist danışanın duyguları ve deneyimlerini kabul etme, empati kurma ve güvenilir olma anlamında hassas olmalıdır. Terapist danışanın saygı görmeyi hakkedip etmediği hususunda bir yargıda bulunmamalıdır. Bir video kaydında Rogers, danışana karşı önyargısız bir sevgi göstermesinin önemli olduğunu belirtmekledir (Shostrom, 1965). Buna rağmen, eğer danışandan hoşlanmıyorsa empati kurmak zor olacaktır. Saygınlık kavramı onaylama ile yakından ilişkilidir. Bir kimse bu düşüncenin ilişkilerde eşitliğe odaklanan diyalog teorisinde var olduğunu iddia edebilir. (örnek olarak Martin Buber’in makalesine bakiniz).

Empati

Bir terapist, empatik açıdan, danışanın duygularını ve bakış açısını anlayabilmeli, ve daha sonra bu anlayışı danışana yansıtarak iletişim kurmalıdır. Rogers bir video kaydında seansların amaçlarından bir tanesinin terapistin danışanın gözünden dünyaya bakmak olduğunu anlatmaktadır (Shostrom, 1965). Amaç danışanın duygularını yüzeye çıkarmaktır. Bu danışanın kendi düşüncelerini daha iyi anlamasını sağlar (Bjørndal 2008: 166-171). Eğer terapist ve danışan arasında iyi bir ilişki varsa, danışan duygularını araştıracak ve kendi ile ilgili bilinmeyen nitelikleri keşfedecektir. Terapist tarafından anlaşılan duygular danışana da kendisini daha iyi anlaması için yardımcı olacaktır. Ayrıca, eğer terapist danışanı dikkatle dinlerse, danışan da kendini dinleme konusundaki yeteneklerini geliştirir. Danışan, duygularından habersiz olma durumundan varlığını hissetme durumuna geçecektir. Amaç danışanı düşük özgüven duygularından uzaklaştırıp, kendini kabul etme durumuna getirmektir (Shostrom, 1965).

Aktif dinleme bir teknik midir yoksa bir tutum mudur?

Aktif dinleme "papağan iletişimi" olarak eleştirilmektedir

Aktif dinleme “papağan iletişimi” olarak eleştirilmektedir

Bjørndal (2011)’e göre, Rogers kariyerinin ilk dönemlerinde, empati yaklaşımını benimsemiş ancak sonuçta beceriler üzerine çok fazla odaklanan bu yaklaşımından uzaklaşmıştır. Bu yaklaşımın risklerinden birisi danışan açısından yüzeysel olabilmesidir. Bunun yerine, empatinin temel insan davranışları ile ilgili öncelikli soru olabileceğini öne sürmüştür. Doğru tutum olmaksızın, açımlama ve diğer konuşma teknikleri yalnızca papağan gibi tekrarlamak ve danışanın söylediği her şeyi mekanik bir bicimde tekrarlamak seklinde görülecektir. Halbuki terapistin danışanın bakış açısından dünyayı görmesi gerekir. Bu kişinin kendi davranışları ve sonuçları ile ilgili bilinçli olmasını gerektirir. (Bjørndal 2011). Bugün Rogers’in temel kavramlarının (empati, koşulsuz olumlu saygı ve içtenlik) önemi bütün yönleri ile belgelenmiştir (Clark 2007).

Kaynakça

Metinler:

  • Aktiv lytting. Notat utviklet ved Nordlandssykehuset
  • Bjørndal, Cato (2008). Bak veiledningens dør. Symmetri og asymmetri i veiledningssamtaler. Doktoravhandling. Tromsø: Universitetet i Tromsø.
  • Baltzersen, Rolf K (2011). Lysbildepresentasjon om aktiv lytting.
  • Bjørndal (2011). Hva slags kompetanse trenger veilederen? Karlsen, Thorbjørn (red.) Veiledning under nye vilkår. Oslo: Gyldendal akademisk.
  • Carson, Nina og Åsta Birkeland (2009). Veiledning for førskolelærere. Kristiansand: Høgskoleforlaget
  • Clark, A.J. (2007) Empathy in counseling and psychotherapy: perspectives and practices. Mahwah, N.J.: Lawrence Erlbaum Associates.
  • Geldard, David (1989). Basic personal counselling: a training manual for counselors. New York: Prentice Hall.
  • Lauvås, Per og Gunnar Handal (2000). Veiledning og praktisk yrkesteori. Oslo: Cappelen akademisk.
  • Wheeler, Sue og Jan Birtle (1993). A handbook for personal tutors. Buckingham: Society for Research into Higher Education.

Videolar: